ÇOCUK GELİŞİMİ VE EĞİTİMİNDE AİLENİN ROLÜ

2009-11-10 08:39:00

ÇOCUK GELİŞİMİ VE EĞİTİMİNDE AİLENİN ROLÜ

Çocuk gelişimi ve eğitimi, çocuklarda oyun, çocuk gelişiminde ailenin önemi, çocuık sağlığı, çocuk ve anne, eğitimde çocuk, çocuk eğitimi, bebeklerde aile tutumu, Çocuk Gelişimi ve Okul Öncesi Eğitim Sitesi, Ana Baba Eğitimi, Anasınıfı, Okul Öncesi,Gelişim Dönemleri, Boşanma, Çocuklarda Cinsel Gelişim, Çocuk, Çocukların, Çocuk gelişimi ve eğitimi ile ilgili hangi bilgi, beceri, tutum ve davranışların hangi yaş düzeyindeki çocuklara ve gençlere kazandırılacağı hakkında bilgi, 6-7 YAŞ ÇOCUK GELİŞİMİ · OKUL ÖNCESİ EĞİTİM · BOŞANMANIN ÇOCUK ÜZERİNDEKİ ETKİLERİ NELERDİR · ÇOCUKLAR VE DAYAK · OKUL BAŞARISINI ETKİLEYEN FAKTÖRLER

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 


Çocuk gelişimi ve eğitiminde ailenin rolünü açıklayan kuramsal çerçeve değişik yaklaşımlara dayanmaktadır. Çocuk gelişimi ve eğitimi çevresel koşullar nedeniyle risk altında olduklarına inanılan çocukların bilişsel ve sosyal gelişmelerini erken yaşlarda desteklemek gerekir. Küçük çocukların, özellikle de içinde yaşadıkları çevre koşullarına bağlı olarak olumsuz konumda olanların eğitimi, gelişimi, bakım ve korunmasının sağlanması toplumun sorumluluğundadır. Olumsuz koşulların yarattığı etkilere sonradan tedavilerle çare bulmaya çalışmaktansa, çevre koşullarının yaratabileceği olumsuz etkileri önlemek amacıyla anne ve babalara büyük görevler düşmektedir.

İnsan yaşamında, doğumdan önce başlayan ve hayatın sonuna kadar etkisini sürdüren bir kurum olarak aile, fizyolojik olduğu kadar ekonomik, kültürel ve toplumsal yönleriyle de çocuğun ruhsal gelişimini, davranışlarını biçimlendirip yönlendirir. Aile, çocuğun ruhsal gelişiminde en önemli ortam ve toplumsal kurumdur. Aynı zamanda, aile ciddi duygusal rahatsızlıkların, gerilim ve çatışmaların da kaynağı olabilir. Aile içi çatışmalar ve şiddet, kötü muamele gören çocuklar, yatma ve yeme ile sınırlandırılmış ilişkiler, engellenme ve başarısızlıklar, duygusal ya da diğer doyumsuzluklar da aile yaşamında karşılaşılabilen sorunlardır. Aile, tüm yönleriyle incelenmesi son derece güç bir yaşama ortamıdır.

Çocuğun kendini tanıması, kişiliğini kazanması ve uyum sağlamasında anne-baba tutumlarının yeri çok önemlidir. Çocuğun ruh sağlığı ve sağlıksızlığını belirleyici en temel etkenlerden biri, kötü alışkanlıklar edinip edinmemesidir.

Çalışmamızdaki amaç; “çocuk gelişimi ve eğitiminde annenin ve babanın rolü nedir?” şeklinde bir soruya reçete olacak bir çalışma yapmaktan ziyade, literatürde yer alan kaynakları tarayarak, bilimsel yöntem çerçevesinde konuyu detaylı bir şekilde incelemek, yapılan inceleme ve değerlendirmeler sonucunda bir takım öneriler getirmektir.

Bu kapsamda çalışmamızda, anne ve babanın tutumları, çevresel koşullar ve aile, çocuk gelişimi ve eğitimi konuları ele alınmıştır.

1. ÇOCUK GELİŞİMİ VE EĞİTİMİ - ANNE BABA EĞİTİMİ

Erken çocukluk döneminde anne baba eğitim programlarının önemi ve gerekliliği bilinmektedir. Ülkemizde konu ile ilgili yapılan çalışmalar ise oldukça yetersizdir. Bu nedenle, toplumumuzun gereksinimlerini karşılayacak farklı anne baba eğitim programlarının geliştirilmesi ve mevcut programların yaygınlaştırılması önem kazanmaktadır(Şahin ve Ersoy, 1999).

Çocuğun çevresinin çocuğun büyüme ve gelişmesini nasıl etkilediği konusuna duyulan bu ilginin sonucu olarak erken çocukluk eğitimi programlarında çocuk merkezli bir yaklaşımdan ekolojik bir yaklaşıma doğru kayma gözlenmektedir. Böylece çocuk, ailesi ve onlar için mevcut olan sosyal destek arasındaki ilişkilerin önemini vurgulayan yaklaşımın pek çok eğitim ve gelişim programında somut olarak yer aldığı görülmektedir.

Gelişimin etkileşimsel (transactional) yorumu ve Bronfenbrenner’in aileyi, daha geniş ekolojik sistemler çerçevesi içine yerleşmiş bir sistem olarak gören bakış açısı çocuk eğitimi programlarının temelinde yatan felsefeyi oluşturur. Burada amaç, hem çocuğa hem de çevresine eşit ağırlıkta önem vermektir. Böylece, çevrenin sunduğu deneyimler çocuktan bağımsız olgular olarak görülmezler.

Gelişim, çocukla ailesi ve sosyal çevresi tarafından sağlanan deneyim arasındaki dinamik etkileşim olarak görülür. Çocuğa ve çevresine gelişim sürecinde eşit önem verilmektedir. Çocuğun biyolojik bir organizma olarak yakın çevreyle etkileşiminin ve çocuğun sosyal gelişiminde sistemlerin etkileşiminin yeri önemlidir. Çocuğun bakım ve gelişiminde yakın çevrenin rolü yaşamsaldır. Erken çocukluk gelişim ve eğitim programlarının etkilerinin uzun ömürlü olmasının anneye etkin ve önleyici bir rol veren ve aileye sosyal destek sağlayan programlarla gerçekleşebileceğine inanılmaktadır.

Ekolojik bakış açısı, çocuğun gelişiminde etkileşimlerin önemini vurgular ve ailenin çevrenin asıl etki oluşturan ve çocuktan etkilenen bileşeni olduğunu belirtir. Bu çift yönlü etkileşimin hem çocuk hem de aile için farklı sonuçlar doğurduğuna inanılır. Çocuklar ve ailelerdeki değişikliklerin, ilişkinin dinamiğinde ve etkileşimin sonuçunda değişikliklere yol açacağını öne sürmektedir. Örneğin, bilgisi, beklentileri, öğretme becerileri ve tutumlarındaki değişiklikler sonucu anneki değişim çocuğun büyüme ve gelişmesinde değişikliklere yol açabilir.

Meisels, “Bütün araştırma bulguların anne ve babaların sergiledikleri davranışların niteliğinin bebek ve küçük yaştaki çocukların gelişiminde değişiklikler yarattığını göstermektedir” diyerek konuya farklı bir bakış açısı getirmiştir. Ana-babalara hem çocuk yetiştirmeye ilişkin yeni beceriler ve ek bilgiler öğretilebileceği hem de kendi çocuklarına özgü gelişimsel sorunlarda yardım edilebileceğine ilişkin bu bulgular inandırıcı görünmektedir. Ev ziyareti, ana-baba grupları ve ana okulları gibi erken destek yöntemlerine katılımın çocuklar ve aileleri üzerindeki hem kısa hem de uzun dönemli etkilerini tanımlayan zengin araştırma bulguları mevcuttur(Turan ve diğerleri, 1996).

Anne-babalara çocuk gelişimi ve eğitimi ile ilgili beceriler öğretmeyi amaçlayan programların mantıksal temelini tartışırken Gordon, çocukların zihinsel davranışları ve kişilik gelişimiyle ilişkili üç farklı aile etkeninin öneminden bahsetmektedir. Bu etkenlerden birincisi demografik özellikler, ikincisi aile etkileşimi, üçüncüsü ise bilişsel ve duygusal etkenlerdir. Bilişsel etkenler, çocuğun bilişsel gelişiminde ana-babanın rolünü, evde varolan bilişsel ortamı, ana-babanın çocuğun bilişsel işlevlerine karşı tutumunu içerir. Duygusal etkenlerse, çocuğu yönlendirmedeki tutarlılığı, çocukla iletişimi, annenin duygusal olarak kendini güvende hissetme düzeyini ve öz saygısını içerir. Bu mantıksal temele dayanılarak, destek programlarının hedeflerinden biri de evde, bilişsel ve duygusal etkenlerin olumlu öğelerini geliştiren bir öğrenme ortamı sağlamaktır. Aile çevreden arınmış bir ortamda işlev görmemektedir; tam tersine (daha büyük bir makro-sistemin içine yerleştirilmiş olan ekzo-sistemle etkileşim içine giren) mezo-sistemle bütünsel bir ilişki içindedir. Yani, Gordon, ana-baba eğitim programlarındaki sistem yaklaşımına ilişkin düşüncelerinde ev, okul ve topluluk arasındaki bağların rolünü vurgulamaktadır(Myers, 1990).

Çocuğun içine doğduğu aile ortamının ve sahip olduğu özelliklerin gelişimi belirlemede önemli bir rol oynadığı bilinmektedir. Bu durumda çocuğun gelişim ve eğitiminde bu derece belirleyici etkileri olan aile bireylerinin çocuk gelişimi ve eğitimi konularında bilgilendirilmeleri, bilinçlendirilmeleri ve öğrendiklerini davranışa dönüştürebilmeleri için belli bir program çerçevesinde eğitilmeleri gerekmektedir (Üstünoğlu, 1991).



2. AİLENİN ÇOCUK EĞİTİMİNE YAKLAŞIMI VE ETKİLERİ

Mikro-sistemin (yakın çevre) önemi, o çevrenin, Vygotsky’nin terimiyle nekadar çocuğun “ potansiyal gelişim alanı”nı içinde işlevini sürdürdüğüne bağlıdır. Vygotsky’nin zihinsel süreçlerin sosyal süreçlerden kaynaklandığı temel önermesine dayanan sosyo-kültürel yaklaşımı Çocuk Eğitim Programı’nın teorik dayanaklarından biridir. Çocuğun bilişsel gelişiminde yetişkinin bilişsel ve sözel yapıların oluşumunu destekleyici etkileşimi önemli olarak kabul edilir. Çocuğun herhangi bir fonksiyonunun gelişimi ilk önce toplumsal- kişiler arası düzeyde bir katogori olarak ikincisi de bireysel- çocuğun içinde bir katogori olarak oluşur. Ikisinin arasındaki ilişki “ potansiyel gelişim” farkı ile tanımlanır.

Potansiyal gelişim alanı, gelişimin gerçekleşen düzeyiyle potansiyel düzeyi arasındaki ayrımı belirler. Potansiyel düzey, çocuğun kendi başına sergilediği beceri düzeyinin üzerindedir ve ancak çocuğu yönlendiren yetişkinle etkileşim sonucunda ulaşılabilir. Potansiyel düzey çocuğun içinde bulunduğu gelişimsel durum ve zihinsel olanaklarla sabitlenmişse de, yönlendirme, büyümeyi en üst düzeye çıkarmak üzere yapılandırılabilir. Ayrıca, Sylva ve Wiltshire çocuğun gelişimini desteklemeye yönelik programlarda “potansiyal gelişim” alanı içindeki etkin yönlendirmenin önemini vurgular. Benzer biçimde, Mills, Dale, Cole ve Jenkins, aracılı öğrenmenin etkisini doğrudan öğrenmeyle kıyasladıklarında, daha düşük düzeyde edim gösteren çocukların doğrudan öğrenmeden çok aracılı öğrenmeden yararlandıklarını göstermişlerdir.

Okul başarısı ya da başarısızlığı çocuğun okula ne ölçüde hazır olduğuyla ilişkilidir. Bu bakımdan, çocuğun edinmiş olduğu okulöncesi sözel ve sayısal beceriler ve evdeki okuma yazma ortamı çocuğu okula hazırlayacak önemli etkenlerdir.Okuma yazmanın öğrenilmesindeki farklılıkların çocukların sözel dil kullanımıyla ilişkili olduğu gösterilmiştir. Bu durum kullandıkları dilin düzeyinin düşük olması nedeni ile düşük gelirli ailelerden gelen çocukları daha çok riske sokmaktadır.

Aynı zamanda, evde okuma yazma etkinliklerinin kısıtlı olmasının düşük gelir düzeyli ailelerin çocuklarının örgün eğitime başlama ve sonrasında önemli olan dil gelişimleri üzerinde etkiler yapabileceği de belirtilmiştir. Türkiye’de çocuğun okuma yazma becerileri üzerinde ev ortamının etkisini inceleyen bir çalışmada, Aksu-Koç ve Kuşçul değişik ev ortamlarının çocuğun okuma yazma düzeyi ve bilişsel yeteneği üzerinde önemli etkileri olduğunu göstermiştir. Bazı çalışmalara göre düşük gelir düzeyli ailelerin çocukları, sosyo-ekonomik düzeyi yüksek ailelerin çocuklarına kıyasla daha az kitap okumaktadır. Bir yetişkinle birlikte resimli kitap okuma sıklığıyla okul öncesi çocuğun dil yetenekleri arasında ilişki olduğunu destekleyen bulguların sayısı giderek çoğalmaktadır(Şahin, 1990).

Okul başarısının oluşmasında, annenin yazılı dil ve çocuğu arasında aracılık etmedeki rolünün önemli olduğu düşünülmektedir. Ortaya çıkan okuma yazma becerisinin köklerinin erken yaşlarda resimli kitaplar ve okuma materyaliyle yürütülen etkinlikler sırasındaki anne-çocuk etkileşimine dayandığı düşünülmektedir.

Snow, Nathan ve Perlman, kitap okuyarak erken yaşlarda anne-baba-çocuğun etkileşiminin çocuğun dil gelişimine olduğu kadar okuma yazma gelişimine de katkıda bulunduğunu belirtmiştir. Birlikte kitap okumayla geçen pek çok saatten sonra çocuk okuma yazmanın çok önemli bir öncülü olan bağlamdan bağımsız dil kullanma sürecine girer(Şahin,1990).

Whitehurst’e göre çocuk gelişimi ve eğitimi programları, eğer yoksun çevrelerden gelen çocukların dil becerilerini arttırmayı amaçlıyorsa, ev ortamı üzerine odaklanmalıdırlar. Yani, ailenin çocuk gelişimi ve eğitimine yönelik yaklaşımları, davranışları ve etkileri ele alınmalıdır(Şahin, 1990).

3. AİLELERİN TUTUMLARININ ÇOCUK GELİŞİMİNE ETKİSİ

Bebek, çocukluğa doğru geliştikçe yeni beceriler kazanmaya, davranışlarını kendi denetimi altına almaya başlar. Bu dönemde ailenin rehberliği çocuğun gelişimi üzerinde çok etkili olur. Hatalı anne baba tutumu ve bozuk aile yapısı, sağlıksız bir gelişimin ve uyumsuzlukların başlıca kaynağı olabilir (Ek-1’deki uzman görüşlerini okuyunuz).

Anne-baba, bazen çocuğa çok şey vererek onun kendi gelişimine yön vermesini engeller.Bazen de çok az şey vererek ona gerekli desteği sağlayamaz ve uygunsuz davranış örüntülerinin gelişimine neden olur.

Günümüzde ailelerin çocukların gelişimsel gereksinimlerini karşılayabilmelerini sağlayacak becerilerini geliştirmeyi amaçlayan programlara yönelik ilginin giderek arttığı gözlenmektedir. Gallagher, bu ilgideki artışın nedenlerini çocuğun gelişimi üzerinde ailenin etkisine ilişkin araştırma bulgularının artması, çocuklar küçükken ailenin en önemli odak noktası olması, çocukların gelişiminde çevrenin önemi ve ana-babaların yardıma gereksinim duyabileceğinin giderek kabul edilmesi olarak sıralamaktadır.

Bunun yanında çocuklar, gözlerini açtıkları ailenin ördüğü etkileşim ve iletişim ağı içinde, dünyaya merhaba derler. Bu iletişim ağı, ne kadar sevgi ve bilgiyle örülmüşse, çocuklar o kadar sağlıklı ve mutlu yetişebilir. Anne ve babaların doğal sevgilerini, iletişim ve etkileşim bilgi ve becerileriyle donatabilmeleri, sağlıklı bir aile ortamı oluşmasına katkı sağlar(Dönmezer, 1999).

Son yıllarda çocuk gelişiminde ve eğitiminde “Zihinsel Eğitim Programı (ZEP)” ilgi artmaktadır. Bu program, çocuğu sıralama, sınıflandırma, el-göz koordinasyonu, kavram öğretme, dil gelişimi, gibi becerilerde destekleyen çalışmalarla, bilişsel açıdan ilkokula hazırlayan bir programdır (Özkök ve Sucuka, 1994; Kağıtçıbaşı ve Diğ., 1995; Sucuka ve Diğ., 1997).

Anne ve babaların kendi değer ve inançlarına göre değişik tutumları vardır. Anne baba tutumları, sevgi, hoşgörü ve kabul etmeyi içine alan “demokratik tutum” ve sevginin gösterilmediği hoşgörünün olmadığı, reddetmeyi içine alan otoriter tutum olmak üzere iki genel başlıkta toplanabilir. Demokratik anne-baba, çocuğun arzu ve ihtiyaçlarına karşı ilgilidir. Çocuğun davranışlarını ilgi ve anlayışla izler. Onun iradesine ve sağlıklı uyumuna değer verir. Çocukları yaşına göre kendisi ile ilgili bazı kararlar almaya teşvik eder. Önemli konularda alınan kararların nedenlerini çocukla tartışır. Onun görüşlerine değer verir. Dil alışverişine olanak sağlar. Hemen her konuda çocuğa iyi bir rehber olmaya çalışır.

Otoriter anne-baba ise, çocuğa olan sevgisini bile çocuğu istenilen şekilde davrandıkça (şartlı) gösterir. Sevgiyi bir pekiştireç olarak kullanır. İstenen davranışlar da çoğunlukla gelenek ve daha üst otoritelerce saptanmış kurallara uygun davranışlardır. Anne baba, kendisini toplumsal otoritenin temsilcisi olarak görür. Mutlak itaat bekler. Kendisi otoriter kişiliğin temel nitelikleri olan dogmatik düşünce tarzına yatkın olduğundan, çocukla dil alışverişinde bulunmaz. İstek ve emirlerin tartışmasız yerine getirilmesini ister. Aksi halde, cezaya başvurur (Kuzgun, 1972). Baskı altında büyüyen çocuk, çekingen, başkalarının etkisinde kolayca kalabilen, aşırı hassas bir kişilik yapısına sahip olabilir. Anne babanın aşırı koruması, çocuğa gerekenden fazla kontrol ve özen göstermesi sonucu çocuk, genellikle diğer kimselere bağımlı, özgüveni olmayan bir birey olarak yetişir (Yavuzer, 1994).

Aşırı hoşgörü ve dürüstlük, çocuğun bencil olmasına ve zayıf sosyal çevre uyumuna neden olur. Çocuğuna boyun eğici davranış gösteren anne-babaların çocuk üzerinde gerektiğinde otorite sağlamaları mümkün olmaz. Çocuk, doğumundan itibaren var olan ben merkezcil tavrını, bu aşırı boyun eğici tavır nedeniyle, zamanla sosyal normlara uygun şekilde değiştiremez, uyumsuzlaşır, Annebabasına saygısı azalır.Onları yönetmeyi ister (Yavuzer, 1994).

Sık görülen olumsuz anne baba davranışlarından biri de çocuğun aynı davranışına karşı farklı zamanlarda farklı tutumların sergilenmesidir. Böyle bir tutum, çocuğun davranışlarına rehberlik edecek dengeli değer yargılarının oluşumunu engeller.Bu çocukların, daha tutarlı bir disiplinle yetiştirilmiş çocuklara oranla, cezaya daha çok direnç gösterdikleri ve saldırgan davranışlarının kolayca ortadan kaldırılamadığı gözlemlenmiştir(4).Saldırgan davranış gösterme ile sigara kullanımı arası ilişki de gösterilmiştir(Engin, 1993).

Öztürk (1990), anne-babasını otoriter olarak algılayan çocukların, kendini suçlama ve saldırganlık düzeylerini, demokratik olarak algılayanlardan daha yüksek buldu. Akbaba (9), ilgisiz ve otoriter anne baba tutumunun birbirleri ile yakından ilişkili olduğunu, buna karşılık demokratik anne-baba tutumunun bu iki tutumdan farklı olduğunu öne sürmüştür. Aynı araştırmacı, demokratik tutumla yüksek benlik saygısı arasında, ilgisiz ve otoriter tutumla düşük benlik saygısı arasında paralel ilişki bildirmiştir.

Demokratik, hoşgörülü ve kabul edici tavrın benimsendiği evlerde, çocuklar aktif, bağımsız kararlar alabilen, yaratıcı, toplumsal bireyler olarak yetişirler. Yaşıtları arasında yüksek düzeyde kabul görürler. Bu tarzda yetiştirilen çocuklar, kolay egemenlik kurulamayan, başarılı, yapıcı, özel merakları olan bireyler olur, öte yandan otoriter tutumun benimsendiği evlerdeki çocuklarda, kavgacılık, işbirliğine yanaşmama, engel olunamayan ve tekrar eden saygısız davranışlar tespit edilmiştir (İkizoğlu, 1983).

Özetlemek gerekirse, çocuğa karşı aşırı korumacı ve hoşgörülü, düşkünce tutumlar; reddedici, baskıcı ya da boyun eğici veya ayırımcı; cezayı gerektiğinde de uygulamayan ya da aşırı uygulayan anne baba tutumları, çocuk için sosyal uyumu önleyen, bencil, çekingen, şiddete yöneltici, özgüven oluşumunu, dahası sosyalleşmeyi engelleyen, aile içi ilişkileri bozan tavırlardır (Yavuzer, 1994).

Hoşgörülü, gerekli bazı kısıtlamalar dışında çocuğun kendi başına karar almasını destekleyen, kendini ailenin diğerleri kadar önemli bir elemanı olarak algılamasını sağlayan, işbirliğine açık, ödüllendirme ve gerekirse beklediği armağanın verilmeyişi, gezi programının ertelenmesi gibi cezalandırmalarla (ancak dövmeyi içermeyen) sağlanan ilişkinin, çocukta yüksek benlik saygısına, ve hemen bütün ruhsal fonksiyonlarda ileri derecede uyuma yol açtığı belirtilmektedir (Yavuzer, 1994).

SONUÇ

Sonuç olarak, anne-baba tutumu, kötü alışkanlıklara başlamada, sürdürmede ve sonlandırmada özellikle ergenlik döneminde belirleyici rol oynamaktadır.Gelişim ve eğitim programlarında çocuk ailesi ile beraber değerlendilirip ailenin tamamı hedef alınmalı, özellikle anne ve babası ayrı çocuklar eğitim programlarına dahil edilmeli, görsel ve yazılı medyada çocuk gelişimi ve eğitimi konusunda model olabilecek özendirmelere yer verilmemeli, örnek alınan ailelerin, özendirici tarzda toplum önünde yansıtılmaları gerekmektedir.

Buna ilaveten anne-babalar, otoriter-ilgisiz, sevgilerini şarta bağlayıcı, çocuklarına boyun eğici tutumları ile yatkınlaştırıcı olabilecekleri gibi davranışlarında tutarlı, sevecen, kabul edici,çocukların düşüncelerine değer veren tutumları ile onların çevre koşullarına alışmasında çok önemli görevleri yerine getirmelidirler.

Çocuk yetiştirmek dünyanın en zor sanatıdır. Zaman zaman çocuklara kızılır, sinirlenilir. Hatta onlar cezalandırılır. Anne baba yaşadığı ve hissettiği duygulardan dolayı kendini suçlamamalıdır. Çocuklarını ne kadar fazla uyaranlarla, karşı karşıya bırakırlarsa. çocuklarının zihinsel, bedensel, sosyal gelişimi o kadar çabuk ve iyi olur. Çocuğun zekasını geliştirmek için , zeka geliştirici oyunlar oynamalı. Konuşmasını geliştirmek içinse onunla bol bol konuşmalı ve ona zaman ayrılmalıdır. Ayrılan zaman, çokluğu ya da azlığı çok önemli değil önemli olan o zamanın niteliğidir.

KAYNAKÇA

Dönmezer, İ., 1999. Ailede İletişim ve Etkileşim, Sistem Yayıncılık, İstanbul.

Engin, G., 1993. Çağdaş Yaşam ve Normal Dışı Davranışlar, Remzi Kitabevi, 7. Basım, Ankara.

İkizoğlu M., 1983. Demokratik ve Otoriter Anne-baba Tutumlarının Benlik Saygısı Üzerine Etkileri (Yayımlanmamamış Yüksek lisans tezi), Ankara.

Kağıtçıbaşı, Ç., Bekman, S., Kuşçul, H., Özkök, Ü.S., Sucuka, N., 1995. Zihinsel Eğitim Programı. Anne Çocuk Eğitim Vakfı Yayınları, İstanbul.

Kağıtçıbaşı, Ç., Bekman, S., Özkök, Ü.S., Kuşçul, H., 1995. Anne Destek Programı El Kitabı. Anne Çocuk Eğitim Vakfı Yayınları I, İstanbul.

Kuzgun Y, 1972. Anne baba tutunmlarının bireyin kendini gerçekleştirme düzeyine etkisi. H.Ü.S.B.E (Yayınlanmamış doktora tezi) Ankara.

Myers, R., 1990. “Erken Çocukluk Gelişim ve Eğitiminde Farklı Modeller” Erken Çocukluk Eğitiminde Farklı Modeller Semineri. Editör Sevda Bekman. Eylül 10-14, İstanbul, UNICEF, s. 11-38.

Özkök, S., Sucuka, N., 1994. “Anne Çocuk Eğitim Programının Okulöncesi Eğitim Sistemi İçindeki Yeri.” 10.YA-PA Okulöncesi Eğitimi ve Yaygınlaştırılması Semineri. Ankara, s. 307-312.

Öztürk İ., 1990. Anne-Baba Tutumlarının Üniversite Öğrencilerini Bağımsızlık Duyguları Anlama Yakınlık ve Başatlık, Kendini Suçlama ve Saldırganlık Düzeylerine Etkisi, H.Ü.S.B.E. Y.Lisans tezi, Ankara.

Sucuka, N., Özkök, Ü.S., Vardar, B., 1997. “Anne Çocuk Eğitim Programı: Uygulama ve Değerlendirme” Okulöncesi Eğitim Sempozyumu, “Okulöncesi Eğitimde Yeni Yaklaşımlar”. Yayına Hazırlayan Dr. Gelengül Haktanır. Ankara Üniversitesi Basım Evi, Ankara, s. 51-83.

Şahin, Fatma ve Özlem Ersoy, 1999. “Erken Çocukluk Döneminde Türkiye’de Yapılan Anne Baba Eğitim Çalışmaları”, Mesleki Eğitim Dergisi, Ankara.

Turan, E., Ersoy, Ö., Şahin, F., Turla, A., 1996. “Okulöncesi Eğitiminin Yaygınlaştırılmasında Bir Model Önerisi: 0-4 Yaş Çocuk Gelişiminde Anne Eğitimi Projesi.” III. Ulusal Eğitim Kongresi, Bursa.

Turan, E., Şahin, F., Turla, A., 1996. “Okulöncesi Eğitimin Yaygınlaştırılmasında Bir Model Önerisi: 0-4 Yaş Çocuk Gelişiminde Anne Eğitimi Projesi.” II. Ulusal Eğitim Sempozyumu, İstanbul.

Üstünoğlu, Ü., 1991. “Aile Eğitiminde Farklı Yaklaşımlar.” Aile Eğitimi. T.C. Başbakanlık Aile Araştırma Kurumu Yayınları, Ankara, s. 80-89.

Yavuzer, H. 1994. Çocuk Psikolojisi, Remzi Kitabevi, Ankara.

 

 

955
0
0
Yorum Yaz